30 Ocak 2013 Çarşamba

mesela biz sevmişiz ama öyle böyle değil...

mesela biz sevmişiz ama öyle böyle değil... 
hani dünyayı döndürüyoruz ellerimizde...
başımız dönmüyor yahu, biz adam akıllıyız...
ama dönüyor yine de dünya...

mesela leyla da bize öykünür olmuş, mecnun da..
hani öyle böyle değil...
adını biz koymuşuz sanki masallardan kalma şeyin
evet şey... adını koymamışız demekki tam....
fark eder mi... leyla öykünmüş bize beee 

mesela ben gitmekten vazgeçmişim, sonra da sen
ben kalmaktan da vazgeçmiştim, sen de sonra
yine vazgeçer miyiz bir şeylerden,
adını dahi bilmediğimiz hikayelerden... 

10 Mayıs 2010

sen muafsındır

yine öyle bir geceydi... katran karası bir gece... 
sokak lambaları kendini bile aydınlatamazken 
yalnızlığına kaldırdığı şarabın rengini görememenin hüznü vardı 
sokak lambasının altında oturken...

ne ummuştu ki hayatından!
şatafatlı aydınlıkların onu aydınlatamayacağı aşikârdı...
zavallı bir sokak lambasından değerli olamazdı hiç bir aydınlık 
ve bir de yalnızlığına kaldırdığı şaraptan...
tam orda... 
akik yüzüğün parçalandığı yerde... 
bir kaç sene öncesinde... 
çok kişiydi... 
kalabalıktı... 
kalabalık herkese göre farklı bir tanımdır ya
ondan başka birinin daha olması kalabalıktır lügatta... 
çok kimlikli bir yaşam sürüyordu nihayetinde... 
kendisi, 
kendinde olmayan kendisi 
ve bazen de kendisinin bile tanıyamadığı 
ama kendisi olduklarını iddia eden kişilikleri... 
şimdi her birini geri istiyordu... şizofren kimliğini istiyordu...
o zaman anlamak kolay oluyordu... 
ve anlatmak kendini şimdiki gibi zor değildi... 
birden çok seviyordu sevdiklerini 
ve birden çok gülüyordu güldüğünde... 
ağlamak ise kimliklerin bedeli olur...
sen muafsındır tüm yansız yanlarından...

o hep yalnızdı, yapayalnız, kendiyle
ama şimdi yalnızlığına kaldırdığı şarabın rengini görememenin hüznü vardı...
aradaki farkı ise sizin anlamanızın imkanı yoktur...

bilmedi acı çekti o tüm kişilikleriyle 
ya da sormakta geç kaldı hep... 
değişen ve dönüşen zamanlarda 
bildi, acı çekti... zaten ' bilmek acı çekmektir '
ama yine de 'ağırdı sessizliğin çuvalı'

gitti... 
ve bu son gidişiydi...
and içti bir daha dönmeyecekti...
sarılmıştı son defa ...
çünkü bir daha hiç görmeyecekti...
gitmeseydi ya... 
kalsaydı... 
bir 
daha 
hiç 
sev-
me-
ye-
cek- 
ti
.
.
.


22 Ekim 2009

ona dair*

Kaç zaman sonra…
unutmuşken hatta ve hatta gitmişken her şeyi unutarak 
ya da hiç yoktan unutmuş gibi davranmışken…
kişilik bozuklukların için kullandığın ilaçların yan etkisi bile geçmişken 
ve artık geceleri uyku uyuyabiliyorken sen… 
normal sayıyorken kendini hani aile içi sohbetlere bile katılıyorken
ve pazar piknikleri eğlenceli bile gelmeye başlamışken… 
dünyayı döndürenin sen olmadığını anlamış
dünyanın sensiz de döndüğünü zihnine kabul ettirmişken…
ve bunlar için ne çok şey feda ettiği bilirken, 
güçlenmişken, 
söz vermişken ilk defa yeniden yeni bir sen için
ona dair bir şey ilişiyordu hep gözüne…
halbuki bütün fotoğraflarını yırtmıştın… 
bütün eşyalarını kaldırmıştın dolaplardan 
ne bir düğme ne bir anahtarlık ona dair hiçbir şey yoktu…
sevmeye başladığın her insanda kendinden bir parça bırakmıştı o…
ne kadar direnirsen diren ya bir huyunu buluyordun
ya da onun sevdiği bir şeyi seviyordu hep bir başkaları da
ya sevdiğin her insan ona benziyordu ya da sen hep ona benzeyenleri seviyordun…
bilinçli bilinçsiz yapıyordun sen bunu
halbuki kaç zaman sonra… unutmuşken hatta ve hatta gitmişken sen…

16 Ağustos 2009 

yaşam sevdaya dahilken ben...

Anlatamadıklarımı anlatmak isterdim tek bir defa…tek bir defa sormak sana… tek bir defalığına dilimin ucuna gelenleri bir çırpıda söze dökmek…neden demek? Neden hala bekliyoruz demek?

Sorgulamadan yaşamaya başlarken ama yaşarken sorgulayabilmek seninle… ama dile getirememek...çocukluk düşüm…çocukluk arkadaşım….geçmişim… özüyle şimdim ve biliyorum ki geleceğim..

hiçbir şey net olmazken, hayatta hatta yarına sağ salim çıkıp çıkamayacağımı bile bilemezken iki kelimemden biri kaderken geleceğim diyebilmek sana… 

çelişkilerimi herkes anlasa da ben hiç anlayamadım…neden çelişir insan denen şu aciz yaratık..ya beyazdır ya siyahtır aslında alem… bütün renkler bunlardan türemişken asıllarına sahip çıkmayıp aslını unutup renkler türetip türeyenlere meyil etmek neden? 

gelecekler vaat edemem işte bu yüzden sana. günahım yok, günah çelişkilerimin… bilirsin bir deli kuşum ansızın uçar giderim sebepsiz…peşimden gelirsin yine ama…çünkü sen hayallerimsin… toz pembe olmasa da hayalsin be…

ve beni ben yapan ne varsa hep bir hayalden türedi… 

küçük bir ışık yandı zihnimde şehrimi terk ettim…bir gece dönmeye de karar verebilirim aslında...

gerçi hep gitmeleri sevmişimdir geri dönmelerden ziyade,terk etmelerin o derin acısını duymak eğer terk eden bensem güzel bile olabiliyor halbuki geri döndüğünde ezik bir gururdan başka neyin olacak ki…ama terk edenleri sevmedim hiç… hele ki bir elveda bile demekten aciz olanları... bana “kal” deme fırsatı bile bırakmayanları hiç sevmedim… 

küçük bir ışıkla yine bakarsın bırakırım her şeyi de, okulmuş ekmekmiş derken bırakırım…küçük bir ışık derken bütün malım mülküm ne varsa hepsini bir günde borsada kaybedebilirim…

ama üzülmem hiçbir sonuç için…sonuçları ben yarattım seçimlerimle…yine çelişki…kader derken nereden çıkıyor bireysel seçim çabam!… bir yerden sonra hangisi kaderdi hangisi benim yüzümdendi deyip karar veremediğim hareketlerdir benim şimdim… 

ve hiçbir zaman pişman olmamayı bilmek…şu koca dünyada hiçbir şeyden pişman olmadım diyebilmek mutluluğu…

her yarı yolda kalış bir yenisi için adımdı ben hep bunu bildim…

nereden çıktı bu hayat felsefesi şimdi…

hep böyle oluyor, bir şey anlatmak isterken her şeyi anlatabiliyorum o bir şey dışında...bazen de tam tersi her şeyi anlatmak isterken tek bir şeye odaklanıp kalıyorum inatla, ısrarla direniyorum…

halbuki ben seni sevdiğimi söyleyecektim iki satırla sadece…

özlü laflar etmeye gerek duymayan benliklerimiz özlü laflar etmek gerektiğini savunan beynimizle savaş halindeyken bunu zerre kadar önemsemeyip ruhumla beynim arasında olan savaşı onlara bırakıp yaşayabilmek sadece… 

her mücadelemiz yaşama dairken yaşam sevdaya dahilken aşk her mücadeleden muaf olmalıydı halbuki.

kirletilen bir dünyanın kuklalaşan hissetmelerinden yorulup sıradan cümlelerle konuşabilmeliydik…toplumsal baskı belki de…hayır,yine felsefe yapmamalıyım…

sadece seni sevdiğimi söyleyebilmeli ve nokta koyabilmeliyim ki yeni cümleler başlatabilesin…

bir çocukluk hayali olarak kalmalıydın sen ama bilmesin hiçbir hayal bu kadar uzun sürmemeliydi… -meliydi…

16 Temmuz 2009