27 Kasım 2011 Pazar

dalgalar

hiç bilmediğimiz bir şehirde sevebilirdik ışıkları ve denizi..
gezdiğimiz sayısız şehirlerin birinde de sevebilirdik...
ama sevmedik biz;
hep aşina şehirlerde aşık olmayı seçtik ışığa ve denize...
ve sanki güzeldi böyle..
dalgalar daha deli vuruyordu taşlara...
hani taşlarda iz bırakırmış gibi..
ve yıllardır taşlar aşınmış gibi..
sanki dalgalar başka hiçbir kıyıya böyle vurmazmış gibi..

29.05.2011

25 Ekim 2011 Salı

imkansıza oynuyorum

insan her konuda tereddüte düşebilir...
ama inancında, vatana bağlılığında ve sevdasında tereddüte düşmüşse,
en başa dönmek zorundadır..
zira bunlar ancak temiz bir vicdanda
ve cesur bir yürekte barınabilirler.
kolay değil yaaa en başa dönmek, çok azı ikilemlerinden sağ kalır..
kimi de hep yarım kalır,
ya inancını yitirir,
ya vatanını
ya da sevdasını.
çok azı sonuna kadar kalır
ve çok azı da sonucuna katlanır..

10 Ekim 2011 Pazartesi

adam

sandım ki sen, geveze konuşmaklarımın daimi durağı,
saydım ki sen, gitmek üzere eylemlenmelerimin kal diyen yanı..
ikilemlerimin bir karara bağlanmayan acı tarafı,
ama tüm ikiliklerden çıkabilen masum yüzlü çocuk gülümsemem...
sen sandım İstanbul'u.. sen sandım şehre veda ederken batan güneşi...

korkulardan kahkahalara geçişlerin dramatik adı,
yalnızlıklardan çoklu yalnızlıklar biriktirmenin şehirlicesi
ama hep korkmuş, hep yalnız kalmış bir çocuk kaldın da
ben yine sen sandım şehri... kocaman ve heybetli..
değişken karakterimin yansımasından öteye geçememişken,
ben seni şehir sandım bee
hem sevmenin hem de nefretin tadını alışım sandım seni şimdi..
yarı yolda kalmışlığım oldun sen de, ben seni adam sandım...

10.10.2011


ne çok söz

ne çok söz var dilimde, ne çok cümle ne çok hece... bitişlerden ziyade başlangıçlara adanan.. ama her birinde bir imâ olan bitişlere... ne çok acımış içimde kelimeler.. kusmak gibi bir şey olmalı.. ve hep kusmamaktan yana taraf olan zihnimin kandırmacası.. kusmalıyım bu acı tadı.. ne çok nefret etmişim derken ne çok sevmişim.. ne bildiysem ben şimdi; hepsi sevmekten... hepsi severken öğrenmişliğim..

tam yakalayacakken düşerken yıldızları, uzatmışım ellerimi; kocaman ama... hiç bir şeyi bu kadar istememiş ve hiç bir şeyi bu kadar sevmemişim... düşerken yıldızlar, fark etmişim hayalimi...

03.07.2011

22 Eylül 2011 Perşembe

bir eylemsizliktir gitmek

kazandıkların kaybettiklerinden çok
oluyor gibi beylik laflar yetmiyor,
aklım hep kaybettiklerimde kalıyor benim..
ve bir de yüreğim kalıyorsa ardımda
işte o vakit şehirleri yakasım geliyor,
kazandıklarımı da şehirlerle beraber yakmaya
cüret edesim geliyor..
terk edişler ne zaman boşuna oldu ki mekanları,
ya yetmedi avuntulu sözler,
ya da inanılmadı bir çift göze ya da gözler anlattı da,
sözler sahip çıkamadı!!. ve ben en çok korkakları
severken buldum kendimi,
kendini cesurmuş gibi tanıtan korkaklar..
ben onlar gibiydim,belki de bu yüzden vazgeçmek
kolay olmadı beklemeklerden.
bir yanım cesurmuş gibi bir yanım korkak..
ama aynı anda hem cesur hem korkak olamadım onlar gibi..
ya korktum ya sevdim, ya da gittim.
şimdi şehir şehir yakasım var geçtiğim her cografyayı..
yeni şehirlere itimadım yok.. yakmak kolay iş dersiniz,
gitmek en kolayı gibi umursamaz yüreklerinizde...
kaçmak mı gitmek,, halbuki bilmezsiniz. en zoru gitmek..
ve giderken susmak.
geveze hallerinizden evrilmeniz bu şaşırtıcı karaktere..
hiç kolay değil; istiridye gibi saklanmak,
ki siz eylemlerin ve düşüncelerin özgürlüğüne inanırken..
susmak..
kaç şaşırtıcı senaryo geçer beyninizden,
insanoğlunun yaratılışına bir kez daha hayran kaldığınız bir an o..
zamansızlığa sıkıştırdığınız milyon tane düşünce,
ve o bağ aralarında..
sonsuz düşüncelerden, tekli duygulara hücum edişiniz boşa değildir
çünkü sizi ancak yalnızlığınız anlar..
aklım hep ardımdan geliyor da yüreğim hep benden önce gidiyor..
ve işte modern dünyalara kurban vermiyorum kayıtlı kimliklerimi
ve ben bunu yaparken modern dünyalardan biriymiş gibi olmuyorum.
az kalsın o hep eleştirdiklerim gibi olacakken kurtarıyorum
kalbimi.. bir eski masal anlatıyorum ona, inanıyor..
ve sonra masallara ters olan eylemler yapıyorum;
gitmek diyorum aklıma; gitmek..
ama giderken aklım hep ardımda kalanda..

10 Ağustos 2011 Çarşamba

belki

en güzel yerinde gitmek en sevdiğin oyunun... oyun muydu diyebilmek hatta... kabul ettirememek kendine her mevsimin sonunun karlı bir kıştan fazlası olmadığını...bahar güzeldir ama yine... bahar bitmese yine de... artık inanmamak mevsimlere; kasımda da aşk başkaydı hani! yaşadığım mevsimler ve şehirlerse aşk; çok yaşadım diyebilmek giderken.. belki başka şehirlere ey aŞk!

20.6.2010

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Manifestosu Aşkın!!!

Hiç gitmesem…hiç gitmesen…hiç gitmesek…
Yarım kalmasa hikayeler…ya da başlayabilse bir sözle…
Kal deyişin gibi sebebleri de dile gelse bakışlarının…
Yalanmış deseler de…biz bu masala inansak…

Zaman anlamasa da bizi
hiçbir mekana aitmiş gibi hissedemesek de
hep eğreti dursak da alışkanlıklara
anlayamasak da düzeni ve düzenin bize yapmaya çalıştıklarını
bir parçası olmaya çalışsak ‘birlikte’ o düzenin…

kaybolsak koca koca binaların arasında
yolumuz varmasa hiçbir sokağa…
yarım yamalak cümlelerle,
bir sözle,
bazı bir bakışla ürpersek…birlikte…

anlatmaya çalıştıklarımızın anlatmak istediklerimiz
olmadığını aslında anlatsak kendimize önce…
hep derûnunda bir sızıyla,
bir susuşla dahi anlaşılanı
çok bilinmeyenli denklem hâline getirmeden çözsek…

kendimizi hangi şehrin hangi çıkmazında bulduğumuz umrumuzda olmasa
tutunsak ucundan köşesinden hayata…
en yalnızlığımızda,
bizi yalnızlığımızdan başka hiçbir şeyin kurtaramayacağını da anlayabilsek…
isyan ederken susturmak yerine,
hayata daha da çok bağırarak geçeceğini bilsek öfkemizin…
ağlarken susturmasan beni de daha çok ağlasam…
-ki gözyaşlarımızdır şahidi mutluğumuzun da acımızın da…

Gökyüzünden yıldızlar kaysa da biz hayal kurmak yerine izlesek birlikte
bir yıldızın kayarken durduğundan daha da güzel bir hâl aldığı o manzarayı…

irdelemeden fazlaca, yaşasak öylece
ve hissetsek zamanı öyle bir yere geç kalma korkusu olmadan…
bir otobüsten diğerine binmek yada karşıdan karşıya geçmek
bu kadar zahmetlice bir iş olmasa en yorgun zamanlarımızda…


gitmek istediğimde kal desen ama bilsen yine de gideceğimi…
ve bu gitmenin bir sebebi dâhi olmayacağını..
sadece eğreti durmamak için hayata atılan bir kurşun saysan
bütün bu gitmeleri…
ve geri döndüm dememek adına geri dönmeyeceğimi de bilsen…

belki başka şehirlere ey aşk! Deyip birlikte gitsek…

gitsek de bir kalsak da bir derken bile
çoğunluğun aksine biz gitmeyi tercih edenlerden olsak..
nereye gittiğimizin pek bir önemi olmasa…

kaldırımlar ki kimsesizlerin…işte o kaldırımlarda seksek oynasak
bütün çocukları da aramıza alarak...
ve gülerek en içten…hep hüzün olmasa hayatımızda misal…
bilsen pamuk şekerini ağzıma gözüme bulaştırarak yemeyi ne çok sevdiğimi…
kimseyi umursamadan ben o şekere odaklanmış bakarken
gözlerimde görebileceğini mutluluğun resmini…

Ahh min’el Aşk! dediğimde uzun bir edebiyat sohbetinde kaybolacağımızı bilsek…
bilsek ki ilahi aşkın hududu yoktur…
bilsek ki ilahi sırra ermek ne de zordur…

en sevdiğim romanın en yakışıklı kahramanının ölüşüne üzülebilsek…
yakışıklılığının yüreğinde taa derûnunda olduğunu bilerek
içimi heyecanlandıranın bir memleket sevdası olduğunu bilsen…
birlikte adımlasak memleketimin her karış toprağını…
vatan denildiğinde sussak…
en ön safhada biz olsak…

kelimeleri kifayetsiz bırakmasak yada bazen…
anlamı olsa her bir imgenin bile…
hayatın bir anlamı olduğuna akıl erdiremesek de hayatın içinde biz bir anlam olsak…

hiç söz vermesek birbirimize…
aşkı dair sözlerin tutulamayacağını bilecek kadar ayaklarımız yere sağlam bassa…
bu kadar hayale ağır gelse de bu gerçekçilik
biz buna inansak…
tutamazsak o sözleri ya…

bilmem hangi tarihte neden niçin yakılmış derken şehirler
biz hiçbir şehri ateşe vermeden de tarihe geçsek…
hani biraz da toplumcu olsa içimizde aşk…
sevmek için sevmesek…
ve hiç gerek yok yakmaya bir şehri…

bir türkü olsak…söylemekten usanmasak…

eski bir ebru teknesinde ebruzenin attığı bir damla olsak…
büyüsek…
birlikte renk olsak…renk…
ve ‘mukaddes’ bir kıymeti süsleyebilsek…
usta işi bir gül olsak...
yaprağında hüzün, ruhunda ölümsüzlük, içinde inanç…
ama biz çevrelenmesek usta işi her gülün kaderi gibi…

yalanmış deseler de aşka…biz bu masala inansak…

Ahh Min’el Aşk…duamdır…

Yâ Râb belâ-yı Aşk ile kıl aşina beni…
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüda beni…

24 Temmuz 2011 Pazar

olmazdı

değiştirebilseydim bir bakışı değiştirirdim... gitme, kal demeye yeltenmiş bir bakış; ama korkmuş ve vazgeçmiş bir bakış...

11 Şubat 2011 Cuma

ben, sen, siz ve hiç

anlayamadınız beni... gözlerimden süzülen gemilerle hangi diyarlara gittiğimi bilemediniz, hiç bilmek istediniz mi, sen anlarsın sanıyordum, sen de, sen de.. ne çok şey umdum ne çok insandan... anlasanız yeterdi, anladınız da aslında ama kim bilebilirdi ki bir gün yorulacağınızı. sen dostsun dedim, sen de, sen de... herkes gitse sen kalırsın dedim.. üstüne alınmamış gibi yapma, sen de onlardan birisin... sadece bir yudum su için gidildi sandınız çoğu kere. sadece bir nefes sandınız üflenilen ruhuma, ve siz bir heves saydınız benim anlamlandırma maceramı... bir gün seni de kaybedeceğimi bilmezdim, seni de, seni de... hiç inanmazdım... ve bir gün belki işte bugün ben seni de kaybettim, seni de, seni de... toplamınız hiç bir zaman "siz" etmedi zihnimde... hep diğerinden farklıydın sen de, o da... sanki benim olan yanlarımdınız... sanki seni toplasak onla, ben ederdi... ama beni ayırsak benden, bir seda kalırdı alemde, ve bir hep ederdi hiç olan özünde....

26 Ocak 2011 Çarşamba

anladığımız değildik


biçim değiştirmiş halleriydik sevdanın, anladığımız dillerde değildik. alışılagelmiş bir varoluşum değildi anladığımız... zaten anlaşılamamaktı ortak yanlarımız. beklentilerimiz sıfırın altında seyrederken, beklememeleri idrak etmiştik çoktan.. çünkü bilmiştik "ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar".. bir katılaşımdı derken hayata bakış açılarımız, katılaşamamıştı yüreklerimiz daha.. anladık bunu nefesi içimize çektiğimizde, nefes ki sıcaktı tuttuğum yürekten de.. ve biz nerden bilebilirdik ki dünyanın dönüş hızından hızlı döneceğini başlarımızın... akıllarımızı kaç karış havada yakaladık kaç kere, ve hep bir balon misaliydiler hiç inmediler yere... indirmek için çabaladığımızda bizi de kendileriyle birlikte uçurmaktan da geri kalmadılar. bir o kadar yüzsüzdüler.. ve pervasız... ve umursamaz.. ve galiba ilk defa mutluydular... eksik kalmaları bile, hatta tanımsızlıkları bile umurlarında değildi. sonsuzda bir küme olmayıversinlerdi. hatta hiç bir yerde hiç bir şey de olmayabilirlerdi...