22 Haziran 2010 Salı

ve hep bir özleyiş... kayboluşla varoluş

nedir anlamadığın? nedir çözemediğin? bir düğüm olmuşsa kelimelerin ve kimsenin haberi yoksa kafiyelerinden neye yaradı dünyayı kurtarmak istemelerin gözbebeklerinde? duydu mu ruhu ya da karıştı mı aklı? algılarını mı değiştirdik yoksa duygularını mı? bir kuru heyecandan bir kuru söz bile kalmadı... şehir aralarında aradın onu, şehir aralarında buldun ve yine sen onu kaybettin şehir aralarında...

kaybettiğin sen miydin yoksa benlik-senlik meselesi miydi çözülemeyen ya da çözülmek istemeyen... bir kuru heyecandan... bir kuru söz... kalmadı bile... güneşin doğuşunu ve batışını atfettirişin vardı gözlerine... güneşi de feda ederdin bir söze... bir bakıştan yaratamadın heyecan... oysa şehir aralarında kayboldun sen...

bir küçük kızın kaybolduğunda keşfetmesi gibiydi dünya... varlıkla yokluğun bir oluşuydu adeta... kalmaması ikiliğin ve ikilemin zihinde... yekpare anlara adanmıştın... anlatamadın...

ve hep bir özleyiş... öteydi bu.. Kalû Belâ'dan kalan.. bir mısrayla anlatılan...
sen Elest Bezminde gördüğüm müydün? göz kırpan bana...
ne vazgeçilebilen ne kavuşulabilen... ama iliklere kadar işleyen..
öteydi bu... kayboluşla varoluş..aynıydı mizanda...
candı ama candan öteydi... vardı ama yoktu...
hayal dünyana ait olmayan bir gerçeklik vardı bu işte...
ve sen bilsen yine adardın bir ömrü bu bulunamayana...
cefası da güzel uğruna...
başlangıcı her şeyin;

-Elestü birabbiküm?
-KALÛ BELÂ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder